"Türkiye Sualtı Kültür Mirası Sanal Müzesi: Kaş Arkeopark Pilot Projesi"

Kaş ve Çevresinde Yeralan Önemli Antik Kentler

Kaş; Antiphellos (Grekçe), Habesos( Likçe)

Modern şehir Orta Likya'daki eski Antiphellos kentinin üzerinde kurulduğundan günümüze kadar gelen pek fazla kalıntı yoktur. Teke Yarımadasının tarihi Bronz Çağ (M.Ö. 3000-1200) öncesine uzanır. Kaş Likyalılar tarafından kurulmuş olup,  Likya dilinde adı Habesos veya Habesa olarak geçmektedir. (Pliny, 5.28) Kaş'ta bulunmuş olan iki dilli bir yazıttan, Kaş'ın altındaki kentin Antiphellos olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Persler tarafından M.Ö.  6.yüzyılda istila edilen kentin bu dönemine ilişkin buluntuları Antalya Müzesi’nde bulunan ithal pişmiş toprak eserler ve seramiklerdir. Klasik Çağ’da küçük bir yerleşim barındıran Antiphellos, Phellos'un limanı konumundadır. Ancak Hellenistik Dönem’e girilirken Phellos gerilemiş, Antipellos ise gelişerek daha ön plana çıkmıştır. Bu durum Roma döneminde de devam etmiş, şehir bölge ormanlarından elde edilen sedir ağacı ticareti ve süngercilik sayesinde gelişerek Phellos'un limanı durumundan çıkmış ve kendine yeten zengin bir şehir durumuna gelmiştir. Plinius Roma Dönemi’ndeki kentten Phellos ile birlikte söz ederken limanı olduğunu da vurgulamaktadır (Pliny, 5.100; Magie, 1988, 1376). M.Ö.  1. yüzyılda Likya Birliği’ne katılan kentlerden biri olarak kaydı geçen Antiphellos M.Ö.  4. yüzyılda adına sikke bastırmıştır.

Kentin antik çağ mendireği bugün de modern mendirek ile birlikte koruma sağlamakta olup, gemiler için korunaklı bir alan oluşturmaktadır. Meis Adası'na  (Megisti) bakan yükselti kentin antik çağ akropolü olmalıdır. Çok iyi korunmuş sur kalıntıları görülmekte olup, sur kalıntılarının kuzey ve batı yönleri oldukça hasar görmüştür. Helenistik Dönem taş işçiliğinin iyi bir örneğini sunan kent surlarının bir kısmı kıyı şeridine yakındır. Kentin sur duvarı kalıntıları mendireğe doğru uzanmaktadır. Deniz kenarında da sur kalıntıları görülebilir durumdadır.

Kaş'da kent içinde farklı yerlerde Likya tipi lahitler mevcuttur. Uzun Çarşı Caddesi’ndeki M.Ö.  4. yüzyıla ait Kral Lahdi, lahit ve hyposorion’u iyi korunmuş durumdadır. Lahdin gotik tarzındaki ön yüzünde Likya dilinde bir yazıt bulunmuştur. Ancak Likçe henüz okunamadığı için lahdin kime ait olduğu bilinmemektedir. Antik tiyatronun kuzeyinde ana kayaya oyulmuş mimari ön cepheli, girişi doğuya bakan başka tip mezarlar bulunur. Bezemeli olan örnekte elele tutuşarak dans eden kız figürleri mezar girişi içinde kayaya oyulmuştur. Her iki tarafta rozet süslemelerinin yer aldığı mezar, çobanların barınak olarak kullanımı nedeniyle oldukça fazla zarar görmüş durumdadır. Dans eden figürlerin giysileri Hoyran, Tyrsa, Pınara ve Tyberissos’da bulunan örneklerle parallellik göstermektedir. Bucak koyunda da başka mezarlar bulunmaktadır, bu mezarlar Geç Antik-Erken Bizans dönemine aittir. Bu alanda kıyıda ve denizde Andriake’deki gibi tersane olduğu düşünülen kalıntılara rastlanır.

Şehrin batı kısmında kalan Çukurbağ Yarımadası'na giden yolun sağında Kaş’ın denize bakan tiyatrosu oldukça sağlamdır. Helenistik Dönem Anadolu tiyatrolarının özelliklerini taşıyan tiyatronun doğal seyirliği denizdir. Sahne binası ve tonozlu altyapısı yoktur. Korunmuş kesme taş dokusu yine Helenistik döneme aittir.

Aynı yarımada alanında hangi döneme ait olduğu bilinmeyen, araştırılması gereken bir tapınak bulunmaktadır. Çukurbağ Yarımadası’nın denize uzantısı ve yarımada üzerindeki modern yerleşimler antik dokuyu bozmaktadır. Kaş bölgesi son zamanlarda turizm açısından (dağcılık, yürüyüş turları, yamaç paraşütü, dalış turizmi) yaratılan talep nedeniyle bölge kültür mirasını hem paylaşan, hem de yıpratan etkinliklere sahne olmaktadır.

 

Phellos; Vehinda (Likçe), Felen Yayla, Çukurbağ

Phellos, Kaş’ın 5 km. kuzeyindeki Felen Dağı yamacında, Çukurbağ Köyü’ne 2 km. uzaklıkta yer alır. İlk kez coğrafyacı Hekataios M.Ö.  6-5 yüzyılda Phellos’dan söz eder. Hekataios zamanına tarihlenen bir Likçe kitabede kentden Likçe adı olan Vehinda olarak söz edilmektedir. (Stillwell, 1976) Skylax’ın M.Ö.  4.yüzyılda Phellos olarak söz ettiği yer bugün varolan ören yeri olmalıdır. Kentde görülen kalıntılar oldukça azdır. Akropolü çevreleyen polygonal sur kalıntıları, sur duvarına bitişik dikdörtgen olası gözetleme kuleleri dışında korunan yegane kalıntılar, akropolün kuzeyindeki vadide bulunan lahitlerdir. Günümüze ulaşan mimari kalıntıların tarihi M.Ö.  4. yüzyıla kadar inmektedir. Tarihi olaylarda ismi geçmeyen kent Bizans İmparatorluğu'ndan sonra önemini yitirerek terk edilmiştir.

Ch. Fellows kentin konumunu Saaret adında bir köyün yanında Kaş’ın kuzeybatısında olarak  tarif eder, ve kalıntıların olduğundan da bahseder (Fellows, 1852).  Spratt ise Plinius’un bahsettiği Pyrra kentinin olduğu yerde olduğunu söyler (Spratt 1847). Kaş’ın kuzeyinde Felen Dağ’ın eteğinde yeralan kalıntıların Phellos antik kenti olduğu modern kaynaklarda geçmektedir (Bayburtluoğlu, 2004).

Kaş'dan Kekova'ya günlük tekne turları yapılmakta veya  karadan Üçağız'a gidilmektedir. Kaş'ın etrafında adı bilinen Istlada, Apollonia, İsinda, Kyaenai gibi antik kentler yanında ismi bilinmeyen ancak antik haritalarda görülen birçok ören yeri vardır.

 

Aperlai (Sıçak İskelesi)

Aperlai, Kekova’nın güneyinde Asar Koyu’ndaki Sıcak Köyü’nün (Kılınçlı Köyü) 5 km. güneyindeki yarımadanın kuzey-doğusundadır. Kente şu an  da karayoluyla da ulaşmak mümkün değildir. Likya Birliği oluşmadan önce adına sikke basan (BMC, Lycia 1897; Bean,1978,102) kentten Stadiasmus’da 60 stadia Somena’dan uzaklıkta (Simena olarak; Plinius,5.27), 64 stadia Andriake’nin batısında şeklinde söz edilir. (Leake, 1824,188). Ptolemaios ise şehirden Aperrae, olarak söz eder, Plinius’da Apyrae olarak geçer ki, Hasar koyunda bulunan bir kitabede aynı isim geçmektedir (Smith, 1854). Bizans eklesiastik kayıtlarında da kentten Aprillae diye söz edilmektedir.  İsinda, Simena ve Apollonia ile birlikte Likya Birliği içinde bulunan Aperlai, birliğin önemli kentlerinden biridir. Aperlai güneybatı rüzgarı etkisi ile gemilere hem tuzak hem barınak oluşturan coğrafi bir konuma sahiptir. Piri Reis’in haritasında yer alan kent 16.yüzyılda gemici ailelerin yaşadığı bir yer olmalıdır. 19.yüzyıl seyyahları Aperlea’dan söz ederken karadan ulaşımının olmadığını da belirtirler (Beaufort, 1818).

Bu ulaşım güçlüğü nedeniyle kent kalıntıları günümüze kadar oldukça iyi durumda korunmuştur. Dikdörtgen büyük taş bloklar ile inşa edilmiş olan kalesi ve şehir sur duvarları hala iyi durumdadır. Deniz kenarından başlayan dikdörtgen ve poligonal teknikteki surlar, aralıklı kulelerle takviye edilmiştir. Roma Dönemi’ne ait dikdörtgen bir alanı çeviren surlar yer yer görkemli bir görünüşe sahiptir.

Kale içi yapılardan sadece Bizans Dönemi’ne ait kilise görülür durumdadır. Ayrıca sur duvarları dışında Roma dönemine tarihlenen bazı kalıntılar da sur dışında bulunmaktadır. Surların Roma dönemine ait batı bölümü iyi korunmuştur. Kent surunun doğu tarafında hemen hepsi yuvarlak kavisli kapağa sahip çok sayıda lahit bulunmaktadır. İlk Çağ’dan bu yana denizin yükselmesinden dolayı rıhtımı sular altında kalmıştır. Bazı lahitler bugün denizin içinde görülebilmektedir. Aperlai’de yeterli yüzey araştırması ve kazı çalışmaları yapılmadığından mezar ve mimari yapılarına ilişkin detaylı bilgi azdır (Hohlfelder, 1998; 2000).

 

Andriake (Çayağzı)

Lykia'nın en önemli limanlarından biri olan Andriake Finike’nin 20 km. batısında yer alır, Myra’nın limanı olan kentten Stadiasmus’da sadece limanı olduğu şeklinde bahsedilir (Şahin-Adak, 2007). Kentin adı yazılı kaynaklarda M.Ö.  1.yüzyıldan önce yer almasa da, diğer Likya kentleri gibi M.Ö.  5.yüzyıla uzanan bir tarihsel süreci vardır (Stillwell, 1976). Strabon kentten bahsederken deniz seviyesinden yüksekliğini 20 stades olduğunu ve Likya Birliği’nde üç oy hakkına sahip olduğunu da belirtir.  Kentin ismi Likçe ve Yunanca’da mür bitkisi ile özdeştir. Yerleşimi büyük ölçüde limanın güneyindeki tepenin eteğine yayılmıştır. Şehrin bir kısım kalıntıları ile nekropolü liman ağzının kuzeyinde bugünkü Demre'ye çok yakın bir kesimde bulunmaktadır.

M.Ö.  42 ‘de Romalı Lentulus Spinther, Brutus için vergi toplamak üzere Myra’a gider, Appian Andriake’de limanda koruyucu olan zinciri kırdığını söyler bu da limanın kontrol altında olduğunun bir göstergesidir. M.S. 18’de imparator ailelerinden yardım gören Myra ile birlikte kentin adından Germanicus ve karısı Agrippina anısına dikilen heykelleriyle söz edilir. M.S. 60’da St. Paul Roma’ya yolculuğunda Andriake limanında gemi değiştirdiğinden bahsedilmiştir (Acts, xxvii. 5, 6). 2.yüzyılda metropolis olan kent hem Oenoanda’lı Licinius Longus, hem de Rhodiapolis’li Opramoas’dan yardımlar almıştır. Theodosius II zamanında Likya’nın başkenti konumuna geçen şehir, özellikle Myra’lı St. Nicholas ile anılır. (Magie, 1988, 528)

4. yüzyılda Constantine Porphyrogenitus (De Them. 14) şehrin adını aldığı mür gibi güzel kokular üreten bir yerleşim olarak söz edilir. Myra’da da ilaç olarak kullanılan sedef otu üretiminden söz edilir. (Athenaeus, 2.59) Roma imparatorluk çağında Myra ile Limyra arasında bir nehir taşımacılığından söz edilmektedir (Gawantka, 1977; Ogis572).

Kentin yüzeydeki kalıntıları arasında su kemerleri, nymphaion (anıtsal çeşme binası), agora ve sarnıç bulunmaktadır. Agoranın batısında yapımına Hadrian’ın Likya gezisi sırasında destekleri ile başlatılan yedi odalı oldukça büyük granarium (silo, hububat deposu) yer alır (Magie 1988, 620). Yapının yazıtı ortasında Hadrian ve karısı Sabina’nın portreleri yer almaktadır. Andriake’de kazılar Akdeniz Üniversitesi tarafından (Prof. Dr.Nevzat Çevik) yakın bir tarihte (2009) başlamıştır. Limanda sürdürülen kazılarda antik ticaret, değer birimine ilişkin fazla miktarda küçük buluntu ele geçmiştir.