"Türkiye Sualtı Kültür Mirası Sanal Müzesi: Kaş Arkeopark Pilot Projesi"

Bölge Tarihi Hakkında Genel Bilgiler

Likya bölgesi Likçe’de Trm̃mis; Grekçe’de Λυκία adıyla geçen Antalya ile Muğla illeri arasında yer alan bölgedir.

Likya bölgesinin en erken yerleşimlerine ait bulgular antik Tlos kenti civarındaki bölgede saptanmıştır. Patara’nın kuzeyinde Xanthos vadisinde Akdağ’ların (Kragos) batı eteğinde yer alan bu bölgede M.Ö. 5000’lere kadar uzanan ve Burdur bölgesindeki Hacılar ve Kuruçay ile parallellikler gösteren bulgular ele geçmiştir. Girme’de bulunan seramik formları ve  bezekleri,  Arsa’da bulunan mağaradışı kaya resimleri bölge tarihine ışık tutacak en erken bulgulardır.

Tlos kentinin ilk yerleşimi Bronz Çağı’nda olmalıdır. Likçe’deki Tlawa kelimesinden uyarlanan Tlos adı Hitit kaynaklarında Dalawa olarak geçmektedir. Ayrıca Patara da Hitit metinlerinde adı geçen bir yerleşimdir (Işık, 1994;1999). Bölgenin Demir Çağı’na ışık tutacak bulgular kıyıda Patara’da ve iç kesimde Limyra’da ele geçmiştir. Mezarlar dışında yerleşime ait bulgular oldukça azdır (Borchardt, 1999; Kahya, 2001-2002; Kolb, 1998). 

Arkaik Çağ’da bölgenin Kıbrıs ve Filistin olan bağlantıları Pabuç Burnu’nda başlatılan sualtı yüzey araştırmaları ile açığa çıkmaya başlamıştır (Greene, 2002;2003;2004;2005, 2005/2006). Pers Savaşları sonrasında M.Ö. 5.yüzyılda Atina hakimiyeti altına giren Likya kentleri, başta Tlos olmak üzere M.Ö.5.ve 4.yüzyıllarda adlarına sikke bastırmışlardır. Güney Likya’da önemli kıyı kentleri olan Antiphellus (Kaş), Phellus ve Aperlai ve iç kısımda Kyneai M.Ö. 5 yüzyılda Attik Delos Birliği’ne para ödeyen şehirler listesinde yer almaktadır.

Bu dönem Likya kültüründe kalıcı izler bırakmıştır. Örneğin Homeros’un İlyada destanında Troia’lıların müttefiki olarak sözü edilen savaşçı Sarpedon ve Glaukos Likya kültüründe yüceltilmiş kahramanlardır. Onlara atfedilen yapıların Xanthos’da olduğundan söz edilir (İlyada II.858).

M.Ö. 4. yüzyılda ilkin Pers hakimiyetine giren bölge, M.Ö. 360’dan itibaren Mausolos tarafından yönetilmiştir..Elmalı’da bulunan mezarlarda bölgenin bu döneminin tarihine ışık tutan bulgular ele geçmiştir (Mellink, 1984; Miller, 2010). Bölge halklarının M.Ö. 4. yüzyılda ve takibinde Bizans döneminde bile Likçe dilini kullandıkları bilinmektedir (Fellows, 1852, 276.1841; Stilwell, 1976, Arneai kitabesi).

Likya M.Ö.334-333’de Büyük İskender’in hakimiyeti altına girmiştir. İskender Nearkhos’u bölge satraplığına atar. İskender’in ölümü ile diğer bölgeler gibi Likya da haleflerin hakimiyet mücadelelerine sahne olur. Bölge önce Antigonos, daha sonra M.Ö. 309’da Antigonos karşıtı Mısır’lı I. Ptolemaios’un hakimiyetine girer (Diodorus, 20.27.1-2; Cohen, 1995, 54. n.90).  Antigonos’un oğlu Demetrius Patara dahil bölgeyi ele geçirse de hemen ardından M.Ö. 295’de bölge yine Ptolemaios’un hakimiyetine girer. M.Ö.247’de hem Karia hem de Likya II. Ptolemaios’un hakimiyeti altındadır. M.Ö. 197’de III.Antiochos bölgeyi ele geçirir (Livius, 33.20.4).  Roma’ya karşı yapılan savaşlarda Likya kentleri Antiochos’un yanında yer alır. M.Ö. 189/88 Apameia Barışı’ndan sonra Roma’nın kararı ile, Likya ile birlikte Bergama Krallığı’na bağlı kentler Roma’nın bağlaşığı Rodos’un yönetimine verilmiştir.  Bağımsızlık için yapılan başkaldırılar sonrasında, İÖ. 168/67’de, Roma’dan alınan özerklikle Likya Birliği kurulmuştur (Polybius,.25.4.5; Livius, 41.6.12). Likya Birliği, kendine bağlı kentlerin haklarını koruyan ilk demokratik birliktir (Magie,1988, 519,dipnot 14, Korkut, 2006;2007c; ). Birliğe bağlı ilk altı önemli kent sırasıyla Tlos, Ksanthos, Pinara, Patara, Myra olarak antik coğrafyacı Strabon tarafından listelenmiştir (14.3.6). Birliğin merkezi olan Patara kenti üç oy hakkı ile birliğin toplantılarının yapıldığı yerdir (Korkut, 2007c). Tlos da üç oy hakkına sahip olan altı büyük kentten biridir. Bu  belgeleri doğrulayacak yeni buluntular kazılarda ele geçmektedir.

Patara daha önce İskender tarafından da  kuşatılan kentlerden biridir. Akdeniz’in doğal limanlarından birine sahip olan kentin limanı  bölge ürünlerinin sevkiyatı için çok elverişlidir. Ayrıca bölgenin geniş ve zengin topraklarında gemi yapımı için kullanılabilecek sedir ağacları bulunmaktadır. Kentin diğer bir önemi ise kentte bulunan granarium (hububat deposu)‘dur (Diodorus, 20.93.3). II. Ptolemaios döneminde kentin binalarının restore edildiği ve kente karısı Arsinoe’nin adının verildiği söylenmektedir (Strabon, 14.3).  M.Ö. 3.yüzyıla tarihlendirilen Zenon papirüs metninde kentin adı yine Patara olarak geçer (Cohen, 1995, 329). Bölge, Rodos’a karşı isyanından sonra Roma İmparatorluğuna bağlı eyalet konumuna girmiştir. Patara'nın en görkemli anıtlarından biri, Gelemiş Köyü’nden 2 km sonra yol kenarında yer alan ve Metius Modestus adıyla M.S. 1.yüzyıl sonunda yaptırılmış olan zafer takıdır. Kentte Bizans Dönemi’ne ait bir bazilikanın oluşu yerleşimin bu dönemde de devam ettiğinin kanıtıdır.

M.Ö. 2.-1.yüzyıllarda kendi adına gümüş ve bronz sikke basan Likya kentlerinin sayısı oldukça fazladır (Magie, 1988, 525;n.33). Bölgede Apollon kültünün hakim olduğu anlaşılmaktadır (Herodot, 1.182; Pausanias, 9.41). Ionia ve Troad bölgesinde olduğu gibi Likya Birliği kentlerinin ortak bir kutsal mekanı gibi olmasa da, Xanthos’daki Leto-Apollon-Artemis üçlüsüne atfedilmiş kutsal mekan bu kültle ilişkilendirilmiştir (Diodorus, 5.77).  Roma Cumhuriyet Döneminde, Mithradates akınları sırasında Kilikia bölgesi korsanlarının güneyde yaratmış oldukları korkudan söz edilir, bu dönemde Olympos, ve Phaselis Zenicetes’in önderliğindeki korsanlarla M.Ö. 77’den hemen önce işbirliği yapmıştır. Pamfilya’ya uzanan kıyı kesiminde korsanlık yapan Zenicetes yaşam mekanı olarak kendisine Chimaera’yı seçmiş ve inancına uygun bir Mitras kültüne ilişkin yapıyı inşa ettirmiştir (RAUH, 2003, 172). Diğer kentlerin korsanlara desteği ile ilgili bir yazılı kaynak mevcut değildir. Strabon batıdaki Likya kentlerinin daha uygar olduğundan söz eder (14.3.2).  M.Ö. 1.yüzyılda Pompey döneminde bölgede korsan saldırıları önlenmiştir.

Roma hakimiyetine direnen kentler ve vergi vermeyi reddeden Likya Birliği, sonunda Aktium savaşı (M.Ö.31) sonrası Roma’ya bağlanır. Augustus’un onurlandırılması, hem Likya Birliği hem de kentlerce adına dikilen heykellerle ölümünden sonra gerçekleşir.

M.S. 43’te İmparator Claudius tarafından bir eyalete dönüştürülen Likya’nın (Cassius Dio, 40.17.3) başkenti Patara’da bulunan Yol Kılavuz Anıtı Likya kentlerinin iç bağlantı yollarını, özellikle de bu yol ağının  yedi yönden Tlos’a bağlandığını göstermiştir (IŞIK, 2001). Güneyde Xanthos, güneybatıda Pinara, batıda Telmessos, kuzeybatıda Kadyanda, kuzeyde Araksa, kuzeydoğuda Oinoanda ve doğuda Choma’dan gelen yolların Tlos’da buluşması tüm kentlerin bağlantı noktası olarak Tlos’un önemini vurgular.  M.S.69’da Pamphylia Likya’dan ayrılmıştır. M.S. 57de Likya Birliği’ne bağlı kentlerin,  bölge valisi Titus Clodius  Eprius Marcellus’a karşı direnecek kadar  ekonomik açıdan güçlü oldukları bilinir (Tacitus, 13.33.4).

M.S. 2. yüzyılda Likya  Birliği’nin  tüm aktiviteleri Roma tarafından kontrol edilmektedir. Bu romanizasyon sürecinde kentler de Romalı mimarlığına özgü yapılar  inşa edilmiştir. Bu dönemde Roma Senatosu tarafından tanınan yerli zengin ailelerden Oenoanda’lı Licinius Longus ’dan söz edilir (Magie,1988, 536). Ancak hangi şehirlerde yaşayanlara Roma vatandaşlık hakkı verildiği hala çözülmemiştir. Romalı kimlikle Romalı inanış sistemlerini bölgede yaygınlaştıran yeni bir süreç aslında Claudius sonrası başlamıştır. Bu süreç, tipik Roma yapıları (hamam, portiko, tiyatro gibi) ile  Xanthos, Patara, Tlos, Myra  gibi kentlerde açıkça gözlenmektedir.

Tlos’a Rhodiapolis’li Opramoas’ın bağışları ile M.S. 141 büyük Likya depremi ardından tiyatro, hamam eksedraları inşa edilmiştir (Magie, 1988, 536; Tenney, 1950, 780). M.S. 152’den sonra da Oinoanda’lı Licinnius Longus’un bağışları ile hamam ve agora, kent merkezinde de devlet yapıları inşa edilmiştir. Likya kentleri M.S. 3.yüzyılda doğudan gelen Shapur I akınlarıyla zayıflamış olsa da deniz ticaretine bağlı zenginliklerini sürdürmüşlerdir. Bölge Geç Antik Çağ’da, M.S. 4. - 7.yüzyıllar arasında Afrika, Kıbrıs, Ege bağlantılı ticaretin ana rotası içinde yer almıştır.    

İç bölgede Tlos, Hıristiyanlık döneminde Myra’ya bağlı piskoposluk merkezi olur ve bu  kimliği Geç Bizans Dönemine ( M.S. 12. yy.) dek sürdürür. Erken Hıristiyanlık Döneminde piskopos Andreas’ın M.S. 451’deki Kadıköy Konsili’ne katıldığı bilinir. M.S. 7- 8. Yüzyıl arasına tarihlenen imparatorluk mühründe Tlos’lu piskopos Yohannes’den  söz edilir. M.S. 11. yüzyıl mühüründe de başka bir Tlos’lu piskoposun (Theodoros) adı geçmektedir. İç bölgede olmasına rağmen ticaretten payını alan Tlos’dan M.S. 16. yüzyılda  Döğer ve Makri’nin de (Fethiye) içinde bulunduğu kıyı iç kesiminden Rodos’a tahıl gönderildiği ile ilgili söz edilmektedir. Tlos Kalesi, Döğerli bir Geç Osmanlı Derebeyi’ne atfen “Kanlı Ali Ağa Kalesi” olarak adlandırılmıştır. 1838’de Ch. Fellows ve 1842’de T. A. B. Spratt’ın bölge gezileri sırasında Tlos kalesinde kaldıkları bilinmektedir.